Adanalı Hanımağa 3

Adanalı Hanımağa 3Saat 18:00’i geçerken işten çıktım. Siyah Mercedes karşı kaldırımdaydı. Şoför arabanın yanında bekliyordu. Beni görünce arka kapıyı açtı. Kendimi kalantor bir iş adamı gibi hissettim. Şoför Hanımağa’nın beni kulüpte beklediğini söyleyince yola çıktık. Kulübe gittiğimizde henüz açılmamıştı, erken bir saatti böyle bir yer için. Garsonlar masaların son kontrollerini yapıyorlardı, takım elbiseli müdür de yanlarında dolanıp onlara yapmaları gerekenleri söyleyip çıkışıyordu. Birkaç konsomatris kadın barın yanına oturmuş kendi aralarında konuşuyorlardı. Onlar da henüz giyinip hazırlanmamıştı, spor kıyafetler vardı üzerlerinde. Yan gözle bana bakıp kendi aralarında fısıldaştılar, benim kim olduğumu öğrenmişlerdi anlaşılan.Müdür beni görünce yaltaklanır bir tavır içine girip “Hoş geldiniz, Hanımağa odasında!” dedi. “Hoş bulduk, sağ olun!” dedim ve koridoru geçip Hanımağa’nın odasına geçtim. Hanımağa masanın arkasındaki koltuğundaydı ben girdiğimde. Gözlerini kapatmış uyukluyor gibiydi. Beni görünce “ooo, hoş geldin, geç otur!” diyerek karşı koltuğu gösterdi. “Hayırdır Hanımağam, yorgun musun, uyuyordun!” dediğimde gülümsedi. “Yok, içim geçmiş öyle!” dedi ve kendini topladı. Beyaz geniş yakalı gömleğinin üst düğmeleri açıktı. Sarı kalın bir kolye boynundaydı. Kulaklarında da kolyenin modelinde büyük küpeler vardı. “Seni niye çağırttım…!” dedikten sonra bir süre düşünür gibi oldu. Ardından konuyu değiştirip “yemek yedin mi, karnın aç mı, bir şeyler hazırlattırayım hemen!” diye sordu. “Yok, tokum!” dedim. “Çekinme sakın, burası senin yerin, ne zaman istersen söyle!” dedi. Ardından da koltuğundan kalkıp karşıma oturdu. Siyah kumaş bir pantolon giymişti. Jilet gibi ütülenmişti pantolon. Siyah parlak topuklu ayakkabılar ayağındaydı. Bacak bacak üstüne atıp “Bu yeni açılacak kulüple ilgilenmekten diğer işlere yetişemiyorum. Dün dedim ya müteahhitliğe başladım diye. Karataş’ta büyük bir site yaptırıyorum. Ben ana yükleniciyim, işi başka bir müteahhide devrettim. O yapıyor inşaatı. Ama burnuma bir takım pis kokular gelmeye başladı. Benden fazla para tırtıkladığını düşünmeye başladım. O pezevengin hesaplarını denetlemeni istiyorum. Seninle hafta sonu oraya gidelim, inşaatı gezeriz, sen de hesaplara bakarsın. Olur mu!” dediğinde “olur Hanımağam nasıl istersen!” dedim. Ancak inşaat muhasebesi benim alanım değildi. Bunu söylediğimde “Yapacağın iş atla deve değil. Bu ibne sözleşmede yazan maddelere uyuyor mu uymuyor mu ona bakacaksın. Sözleşmede yazan malzemeleri kullanmış mı kullanmamış mı onu kontrol edeceksin. Birinci sınıf malzeme kullanıcam deyip ikinci üçüncü sınıf kullanmış mı ona bakacağız. Benden birinci kalite malzeme parası alıp ikinci kalite kullandıysa onun anasını belleyecem. Sen bunu kontrol edeceksin sadece. Düz muhasebecilik yapmayacaksın!” dedi. Koltuğunda geriye yaslanıp gözlerini üzerimde gezdirdi. Gülümsüyordu. “Ee, anlat bakalım, nasıl gidiyor hayat Adana’da!” diye sordu. Aklındakinin dün gece yaşananlar olduğunu anladım. “İyi gidiyor Hanımağam, sağ ol!” dedim. Heyecanlanmış, terlemiştim. Parmaklarımla oynarken o yine gülümsüyordu. “Pek göründüğün gibi değilmişsin!” dediğinde “nasıl yani!” diye sordum. Dudaklarını büzüp “ne bileyim, böyle içine kapanık, pısırık herifin teki görünüyorsun ama duyduklarım şaşırttı beni!” dedi. Alaycı gülümsemesi yüzüne yayıldı. Ecem’den rapor almıştı belli ki. Ne diyeceğimi bilemediğim için sessiz kaldım. O da fazla uzatmadı.“Hadi kalkalım!” diyerek ayaklanınca ben de kalktım. Önümde hızlı, sert ve kararlı adımlarla ilerlerken dolgun götü kumaş pantolonun altında topuklu ayakkabılarının da etkisiyle çalkalanıyordu. Sarı boyalı saçları dalgalanıyordu.Konsomatris kadınları barın orada görünce birden patladı. Pavyonun içini çınlatan bir sesti bu. Pavyon açılmadan içki içmelerine bozulmuştu. Kadınların her birinin tek tek ağzına sıçtı. Ama içlerinde bir tanesine özellikle bağırıp küfretti. Anlaşılan o kadın diğerlerinin amiri gibi bir şeydi. Konsomatrislerin arasında bile bir hiyerarşi vardı.Kadınlardan sonra zılgıt yeme sırası müdüre geldi. Müdür kuyruğunu götüne kıstırmış it gibi tırstı Hanımağa’nın karşısında. Garsonlar da tek tek zılgıttan nasiplerini aldılar ama hiçbiri ağzını açamıyor esas duruşta bekliyordu. Bense olan biteni izliyordum. Kapının önündeki yarmalar bile Hanımağa’dan azar yedi. Zılgıt yemeyen bir tek şoför vardı ama o da korkudan altına yapacak hale gelmişti. Kendisine neden Hanımağa dendiğini canlı canlı görmek yeni bir deneyimdi benim için.Arabaya bindiğimizde bile siniri henüz geçmemişti. “İki dakika arkanı dönmeye gelmiyor. Bak gördün işte. Karılar geçmiş bara, içip içip muhabbet ediyor, müdür denen ibne de buna ses çıkartmıyor. Bu gece hangisini konya escort sikeceğinin hesabını yapıyor çünkü puşt!! Ulan müşteri gelince sarhoş karı mı çıkartıcam ben adamın karşısına. Eşşoğlueşşek!” diyerek söylendi. Bana dönüp “Sigaran var mı!” diye sorunca “yok!” dedim. “Sen ne biçim erkeksin!” der gibi baktı yüzüme ama sonra şoförün uzattığı sigarayı alıp yaktı. Camı açıp derin nefesler çeke çeke içti sigarasını.Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Merakla etrafa bakıyordum. Hiç konuşmuyorduk. Bir süre sonra Mersin yoluna çıktık. Epey bir zaman yol aldıktan sonra başka bir yola girip biraz daha ilerledik. Ardından patika gibi bir yola saptık. Derken büyük bir binanın önünde durduk. Etrafta son model arabalar, VIP minibüsler sıra sıra park etmişti.Hava yavaş yavaş kararıyordu. Birlikte indik arabadan. O an nerden çıktıklarını anlamadığım birkaç takım elbiseli adam Hanımağanın önünde bitiverdi. Her biri eğilip bükülüyordu önünde. Hanımağa onlara “bu akşam nasıl gidiyor!” diye sorunca bir tanesi “çok şükür Hanımağam!” dedi.Binanın arka tarafına doğru yürüdükten sonra basamakları indik. Demir bir kapının önünde durduk. Kale kapısı gibi bir şeydi bu. Hanımağa’nın işareti üzerine şoför zile bastı. Şoför dediğim aynı zamanda onun korumasıydı. Adamın belindeki silah gözümden kaçmamıştı. Az sonra kapı açıldı. Siyah mini etekli, beyaz gömlekli sarışın bir kız açtı kapıyı. Hanımağayı görür görmez irkildi, kendini topladı. “Hoş geldin Hanımağam!” diyerek geri çekilirken tir tir titriyordu. Hanımağa sert bir sesle “bana Cavit Beyi çağır!” deyince kız “emredersiniz!” diyerek yan tarafa giden bir koridora geçti. Bizse içeri ilerledik. Sağlı sollu birkaç takım elbiseli adamın arasından geçtikten sonra başka bir kapı karşıladı bizi. Onu da açınca büyük bir salona çıktık. Burası bir kumarhaneydi. Hanımağa da buranın sahibiydi. Akşamın bu saatinde masaların hepsi doluydu. Yeşil çuha kaplı masalardaki adamlar kâğıt oynarken rulet masalarının etrafında adamlar ve kadınlar dizilmişti. Aynı zamanda kollu slot makinelerinden de birkaç tane vardı. Onların önünde de adamlar ve kadınlar oturmuş oyun oynuyordu. Ellerinde içki bardaklarıyla mini etekli kızlar dolaşıyordu. Hanımağa’nın görünmesiyle birlikte her biri kendini toparladı, tir tir titrediklerini görüyordum. Krupiye olarak çalışan genç kızlar ve adamlar da gözlerini Hanımağa’ya dikmişti. Derken Cavit denilen adam koşar adımlarla geldi. Takım elbiseli orta yaşlı bir adamdı. Ceketinin önünü ilikleyip “hoş geldin Hanımağam!” diyerek elini öpmek için uzattı ama Hanımağa eline sertçe vurunca tırsarak geri çekildi. Hanımağa’nın eline vurması belli ki bir işaretti. Nitekim adam “hayırdır Hanımağam bir kusur mu işledik!” dediğinde Hanımağa sert bir sesle “sen biliyorsun!” dedi. Hanımağa masaları tek tek dolaşıp tanıdığı kişilere selam verirken Cavit arkasında gölge gibi onu takip ediyordu. Şoför ise benim yanımda etrafa bakıyordu. Hanımağa’nın selam verme işi bitince yanıma geldi. Bir göz işaretiyle benim de peşinden gelmemi isteyince arkalarından ilerledim. Koridoru geçip büyük bir odaya girdik. Hanımağa masanın arkasındaki koltuğa otururken ben de tekli koltuğa geçtim. Şoför dışarda kalmış Cavit ise Hanımağa’nın karşısında ayakta duruyordu, ellerini kenetlemiş verilecek emirleri bekliyordu.“Eee, Cavit Efendi ne var ne yok. Anlat bakalım, hesap ver!!!” dedikten sonra elini sertçe masaya vurdu. Çıkan sesle irkildim. Hanımağa doğrudan konuya girdi. Cavit kumar oynayan müşterilerden birine epey kredi açmıştı ve adam da bu krediyi geri ödeyemiyordu. Daha önce de aralarında konuştukları bir mesele olduğunu anladım. Cavit adamın dürüst biri olduğunu, zaman istediğini söyledi. Ancak Hanımağa daha fazla zaman verme taraftarı değildi. Söz konusu borç 2 milyon liraya yakındı. Bunu duyduğumda yutkundum.Hanımağa sonunda “Sana son bir şans daha veriyorum Cavit. 1 hafta süre. 1 hafta sonra ödeyemezse galerisine el koyacam ama seni de kapı dışarı edicem!” dedi. Cavit’in yüzü bembeyaz kesildi bunu duyunca. “Ben konuşurum Hanımağam, galeriye el koymaya gerek kalmadan paramızı alırız!” dedi. “Ona göre!” dedi Hanımağa ve masadan kalktı.Cavit bana yan gözle ama kuşkuyla bakıyordu. Belki de beni kendi yerine geçecek adam sanıyordu. Ancak kim olduğumu sormaya da çekiniyordu. Yeniden büyük salona geçtik. Hanımağa “keyfine bak, bu akşam bendensin!” diyerek sırtıma vurdu.Daha önce eşimle Kıbrıs tatilinde otelin Casinosuna gitmiştim ama orası böyle bir yer değildi. Slot makinelerinde düşük bir miktar oynamış ve hepsini kaybetmiştim. Masalar arasında gezinirken deste deste Lira Dolar ve Eurolar gözüme çarptı. Paralara karşılık gelen fişler rulet masalarını süslüyordu. Çok büyük, inanılmaz paralar escort konya dönüyordu. Tartışmaya konu olan ve borcunu ödeyemeyen adam da 2 milyonluk borcunu bir gecede yapmıştı. Hanımağa’nın göründüğünden çok daha zengin ve güçlü olduğunu o zaman anladım. Hanımağa asıl parayı da kaçak olarak işlettiği kumarhaneden kazanıyordu. Derken yanıma genç bir kız geldi. Slot makinesinde oynamam için küçük bir kutu içinde jeton getirmişti. Teşekkür ederek jetonları alıp boş bir makineye geçtim. Jetonları tek tek atarak oynadım ve doğal olarak kaybettim. Üzerinde epeyce fişin yığıldığı bir rulet masasına oturmuştu Hanımağa. Kendisi de oynuyordu. Masasında birkaç şık kadın ve takım elbiseli adam vardı. Ben de masanın yanına gittim. Söylediği bir numara gelmedi ve 25 bin lira kaybetti. “Bu gece şansım yok!” dedi yanındaki kadına. Kadın ise “Kumarda kaybeden aşkta kazanır Hanımağam!” diyerek takıldı. Hanımağa ise “Aşk mı kaldı kızım, geçti bizden!” dedi. Beni görünce “Tuğrul otur bakalım!” dedi ve kalktığı sandalyeye oturmamı söyledi. Çekinerek dediğini yaptım. Hayatımda ilk defa böyle bir masaya oturuyordum. Bütün gözler üzerimdeydi. Hanımağa’nın bana ismimle hitap etmesi üzerine herkes beni merak ediyordu. Birden önüme fişler yığıldı. Daha oyunun nasıl oynandığını bile tam bilmiyordum. Bir numara söylemem gerekiyordu. Karımın uğurlu rakamını söyledim, kırmızı rengi seçtim. Çark hızla dönmeye başladı. Top zıplaya zıplaya numaraların üzerinden atlayarak ilerlerken çark gittikçe yavaşlamaya başladı. Sonunda durduğunda bambaşka bir numara ve siyah renk gelmişti, kaybetmiştim.Hanımağa gülerek “başka zaman kazanırsın!” dedi sırtıma vurup. Sonra da “gel seni tanıştıracağım insanlar var!” diyerek koluma girdi. Hanımağa’ya “kumarda kaybeden aşkta kazanır!” diyen kadınla kocasıydı tanıştırdığı kişiler. Adamın Antalya’da tekstil fabrikası olduğunu söyledi. Adam Hanımağa’nın damadı olduğumu öğrenince epey ihtimam gösterdi. Aynı şekilde karısı da ilgilendi. Kumar oynamak için Antalya’dan buraya gelmişlerdi. “Sürekli Kıbrıs’a gitmek bir zaman sonra adamı bıktırıyor!” dedi adı Yasemin olan kadın. En fazla 40 yaşında gösteriyordu Yasemin. Sırtı açık boyundan bağlamalı bir elbise vardı üzerinde. Kısacık kırmızı elbisenin altına sutyen giymemiş gibiydi. Memelerinin uçları daracık elbisenin kumaşı altında tüm haşmetiyle belli oluyordu çünkü. Uzun sarı saçlarını topuz yapmış, yüksek topuklu kadife ayakkabılarının üzerinde salına salına yürüyordu. Bronzlaşmış biçimli uzun bacakları göz alıcıydı. Çıkık götü elbisenin kumaşını yırtacakmış gibiydi. Adamsa kadınla hiç ilgilenmiyormuş gibiydi, etraftaki garson kızlara asılıyordu. Ellili yaşlarında saçları ağarmış, bronz tenli bir adamdı. İkisinin de Hanımağayı uzun zamandır tanıdıkları belliydi. Adana’da Hanımağa’nın misafiri olarak bir otelde kaldıklarını öğrendim konuşma sırasında. Hanımağa böyle kalantor müşterilerine farklı muamele gösterip onları ağırlıyordu. Kim bilir kaç para bırakıyorlardı kumar masasında? Yasemin elindeki viski kadehinden ufak yudumlar alıyordu. Hanımağa ile konuşurken gözleri bendeydi sürekli. Kocasının garson kızlara kur yapmasından hoşlanmadığı belliydi ama pek de üzerinde durmuyordu.Hanımağa adamla birlikte yanımızdan ayrılınca Yasemin yanıma sokuldu. Kocası rulet masasına oturmuştu bu sırada. “Ee, anlatın bakalım, kimsiniz siz!” diye sordu gülerek. Kırmızı rujlu dudaklarına silikon yaptırmış gibi görünüyordu, dudakları şişmişti. İnsanın onları hart!! diye ısırası geliyordu. Kısaca kendimi tanıttığımda “bana bu damat hikayesi pek inandırıcı gelmedi!” dedi gülerek. Yasemin beni Hanımağa’nın sevgilisi sanmıştı. “Yanılıyorsunuz, ben onun yeğeniyle evliyim, gerçek bu!” dediğimde dudaklarını büzerek “Hanımağa için üzüldüm!” dedi. Parmağını göğsüme bastırdı bu sırada. Sonra da “Onun için üzülüyorum, kaç zamandır yalnız, bunca erkeğin içinde tek başına bir kadın. Kaç defa ona birini bulmasını söyledim ama beni dinlemiyor!” dedi. Kadının elbisenin altından fırlayacakmış gibi duran memelerine bakmamak için zor tutuyordum kendimi. Muhtemelen dudakları gibi memeleri de silikonluydu. Sutyen takmadığı halde bu kadar biçimli ve dik durmasının başka açıklaması olamazdı.Bu sırada kocasının olduğu masadan sesler yükseldi. Kocası rulet masasında yüz bin lira bırakmıştı. Ama bu onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Kaybettiği paranın onlarca katını kısa zamanda kazanacağını biliyordu. Yasemin’e eliyle işaret etti yanına gelmesi için. Yasemin kocasının yanına gitmeden önce Adana’da birkaç gün daha kalacağını söyledi. Ardından uzun siyah cüzdanını açıp kartını çıkarıp verdi. “Beni mutlaka ara!” diyerek kocasının yanına giderken sallanan götüne bakıyordum…Saat epey ilerlemişken konya escort bayan Hanımağa ile kumarhaneden ayrıldık. Arabada ona Yasemin’le aramda geçen konuşmadan bahsettiğimde hem sinirlendi hem de güldü. Ancak bir şey demedi. Kadının bana kartını verdiğini söylediğimdeyse “bak şu orospuya, demek sana kancayı taktı!” dedi alaycı bir gülümseme eşliğinde. Hanımağa acıktığını söyleyince yol kenarında salaş bir lokantanın önünde durduk. Doğrusu ben de çok acıkmıştım. Küçük tahta taburelere oturup lezzetli kebaplarımızı yedik. Lokantanın sahibi Hanımağayı iyi tanıyordu, yemek yerken bize eşlik etti. Ederinden fazla bir parayı giderken masaya bıraktı şoför.Dönüş yolunda “seni kulübe götüreyim mi yoksa eve mi bırakayım!” diye sorunca “eve gitsem iyi olur Hanımağam, saat epey geç oldu, sabah erken kalkıyorum!” dedim. “Tamam, nasıl istersen!” dedi. Beni evimin önünde bıraktıklarında vakit gece yarısına geliyordu. “Her şey için teşekkür ederim!” diyerek indim arabadan.Eve girince güzel bir duş aldım. Bir bira açıp karımı aradım. Bu akşam Hanımağa ile buluşacağımı bildiği için hiç aramamıştı ama meraktan için için yandığını biliyordum. Nitekim telefon çalar çalmaz açtı. Ona kulübe ve kumarhaneye gittiğimizi söyledim. Hanımağa’nın bana iş teklifinde bulunduğunu söylediğimdeyse “sen ne dedin!” diye sordu hemen. “Kabul etmedim tabii!” dediğimdeyse “niye, salak mısın sen!” dedi. Ona çocukların okulunu, İstanbul’daki hayatımızı anlattığımda bana hak verdi ama yine de kabul etmem gerektiğini söyledi. “Bizim oraya gelmemize gerek yok, sen orada kalırsın biz burada. Arada gelirsin buraya, yaz gelince de senin yanına geliriz. Bence sen düşün bunu!” dedi. Ancak ailemden ayrı kalarak bir hayat sürmek benim yapacağım bir şey değildi. Bir süre çocuklardan ve onun işlerinden konuştuktan sonra karım “sana sürprizim var!” diyerek görüntülü aramı istedi. Dediğini yaptım. Az sonra telefonun kamerası açıldı. Karım salondaydı. Çocuklar yattığı için rahattı. Telefonu masanın üstüne koymuş karşısında çırılçıplak duruyordu. “Nasılım!” diye sorunca “çok güzelsin!” dedim. Memelerini sıkıp avuçluyordu. Amını temizlemişti. “Senin için temizlendim aşkım!” dedikten sonra arkasını dönüp domaldı. Göt yanaklarını ayırıp gösterdi götünün deliğini. Daha evlenmeden evvel sikmeye başladığım ve artık açılıp kara büyük bir çukura dönmüş kılsız göt deliğini gösterdi uzun uzun. Benim de karşılık vermemi isteyince telefonu sehpanın üzerine koyup karşısında baksırımı indirdim. Sertleşmiş haldeki yarağımı salladım kameraya doğru. Karım “öfff, çok özledim onu, emesim geldi!” dedi dudaklarını yalayarak. Benden 31 çekmemi istediğinde “ya kızım deli misin, salak salak konuşma!” dedim. Ancak bunun için ısrarcı oldu. O zaman telefonla banyoya geçtim ve duşakabinin içine girip 31 çekmeye başladım. O ise evin salonunda yere uzanmış amını parmaklıyordu bu sırada. Karımın iniltileri telefonun ahizesinden banyoya yayılırken ben de zevke gelmiştim. Karşılıklı boşaldığımızda bunun pek de kötü bir şey olmadığını düşündüm. İyi bir fikirdi ama gerçeğinin yerini tutmuyordu elbette.Telefonu kapatırken kısa bir duş daha aldım. Saat artık bayağı geç olmuştu. Yatağa girecekken evin zili çaldı. “Gecenin bu saatinde kim zile basıyor!” diye meraklandım. Delikten bakınca karanlıktan başka bir şey görmedim. Aşağıdan basıyorlardı zile. Nitekim o sırada zil yeniden çaldı. Diafona basıp “kimsiniz!” diye sordum. Bir kadının bozuk bir Türkçeyle “ben Natali!” dediğini duydum. “Natali mi, ben tanımıyorum sizi!” dediğimdeyse “beni Hanimaga gönderdi!” diyerek karşılık verdi. Kapı otomatiğine bastım. Kapıyı açıp asansörden kim çıkacak diye beklemeye başladım. Karanlık koridor asansörün kapısı açılınca aydınlandı. Asansörün içinden uzun boylu sarışın ve çok güzel bir kız çıktı. “Ben Natali!” diyerek elini uzatınca “memnun oldum!” dedim ve kenara çekildim geçmesi için. Kapıyı kapatırken kızın dün akşam kulüpte sahnede yılanlarla dans eden kızlardan biri olduğunu hatırladım. Hanımağa’nın Ukrayna’dan getirdim dediği kızlardan biriydi Natali. Beyaz spor ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Işığı açtım. Daracık mavi bir kot pantolonla ip askılı beyaz bir bluz vardı üstünde. Çıplak ayaklı haliyle kızın boyu 1,80 kadardı, benden uzundu, incecik fidan gibi bir kızdı. Uzun sarı saçlarını atkuyruğu yapmıştı. Siyah küçük sırt çantasını sehpanın üstüne koyup koltuğa oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Gülümsüyordu. Dün gece Ecem, bu gece de Natali. Doğrusu Hanımağa çok iyi bir ev sahibiydi.Karşısına oturduğumda bozuk Türkçesiyle “yok yok oraya, buraya otur!” diyerek yanını gösterdi. Yanına geçince dirseğini omzuma dayayarak “ee, nasilim!” diye sordu. Kızın bembeyaz teni, buz mavisi gözleri vardı. En fazla 24-25 yaşında gösteriyordu. İnanılmaz bir şeydi. “Çok güzelsin!” dediğimde “ee, hadi gidelim o zaman!” dedi ve elimi tutup ayağa kalktı. Yatak odasının ışığı yanıyordu halen ve Natali ışığı takip ederek beni de peşinden odaya sürükledi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kartal escort maraş escort bayan kuşadası escort bayan çanakkale escort bayan muğla escort bayan mersin escort bayan muş escort bayan nevşehir escort bayan elazığ escort bayan erzincan escort bayan erzurum escort bayan online poker canlı bahis bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis bahis siteleri bahis siteleri sakarya escort sakarya escort ısparta escort karabük escort karaman escort karşıyaka escort kaş escort kastamonu escort kayseri escort kırıkkale escort kırklareli escort kırşehir escort mobil porno izmir escort bayan serdivan travesti